İnsan bazen herkese gösterdiği anlayışı kendine gösteremiyor. Başkalarının kırılmaması için cümlelerini seçerken, kendi kalbini kırmaktan çekinmiyor. Sürekli anlayan, alttan alan, susan taraf oldukça “iyi insan” olduğunu düşünüyor. Oysa çoğu zaman bu durum iyilikten çok, özsaygı eksikliğinin sessiz bir göstergesi oluyor.
Çünkü bize küçük yaşlardan itibaren hep fedakârlık öğretildi.
“Kırma.”
“İdare et.”
“Boşver.”
“Sen alttan al.”
Ama kimse bize şunu öğretmedi:
“Kendini de koru.”
Özsaygı eksikliği bir anda oluşmuyor aslında. İnsan, değersiz hissettirildiği her ortamda biraz biraz kendinden vazgeçiyor. Sürekli eleştirilen bir çocuk büyüdüğünde kendi sesini bastırmayı öğreniyor. Sevilmek için susması gerektiğini düşünen biri, ileride sınır koymayı bencillik sanıyor. Çünkü bazı insanlar için sevgi; anlaşılmak değil, katlanmak gibi öğretiliyor.
Bu yüzden birçok insan yapılan saygısızlığı görse bile tepki veremiyor. Kaybetmekten korkuyor. Yanlış anlaşılmaktan korkuyor. “Acaba ben mi abartıyorum?” diye düşünüyor. Sonra da kendini tüketen insanların yanında kalmaya devam ediyor.
Fakat bugün genç nesile baktığımızda farklı bir durum da görüyoruz. Eskisi gibi her şeyi içine atan, susan bireylerden çok; hakkını arayan, kendini savunan insanlar yetişiyor. Bu aslında önemli bir gelişme. Çünkü insanın kendi değerini bilmesi, haksızlığa karşı ses çıkarabilmesi gerekir. Ancak burada kaçırılan başka bir denge oluşuyor: Özsaygıyı korumak ile karşı tarafı değersizleştirmek aynı şey değildir.
Maalesef bazı insanlar sınır koymayı sertlik, kendini savunmayı karşısındakini ezmek sanıyor. Fikir belirtmek başka, saygısızlık yapmak bambaşka bir şeydir. Çünkü gerçek özsaygı bağırarak değil, kendini kaybetmeden durabilmektir. Karşı tarafı susturarak değil, kendini doğru ifade ederek var olabilmektir.
Bir insanın kendi hakkını savunması çok kıymetlidir ama bunu yaparken karşısındakinin onurunu yok saymak, empatiyi kaybetmek başka bir eksikliği ortaya çıkarır: saygı eksikliği. Çünkü özsaygı sadece “ben” demek değildir; hem kendine hem karşındakine insan olduğu için değer verebilmektir.
İnsan kendini ne kadar değersizleştirirse, karşısındaki de ona o kadar değersiz davranmaya başlıyor. Çünkü dünya çoğu zaman bize, kendimizi anlattığımız şekilde davranıyor. Kendini yok sayan birinin emeği de duygusu da görünmez hale geliyor.
Bir başka sorun da şu: İnsanlar özsaygıyı çoğu zaman ego ile karıştırıyor. Oysa özsaygı; kibir değil, kendini ezdirmemektir. Herkese yetişmeye çalışırken kendinden eksilmemektir. “Hayır” diyebilmektir. Gerekirse uzaklaşabilmektir. Çünkü bazı insanlar sizi sadece sustuğunuz sürece sever.
Belki de bu yüzden bugün birçok insan yorgun.
Kırgın ama sessiz.
Kalabalık içinde ama değersiz hissediyor.
Çünkü kendisini hep ikinci plana atarak yaşamış.
Oysa insan önce kendine saygı duymayı öğrenmeli. Kendini korumayan birinin huzuru uzun sürmez. Herkesi mutlu etmeye çalışan biri, en sonunda kendini mutsuz eder.
Ve belki de asıl denge tam burada başlıyor:
Kendini ezdirmeden yaşamak ama başkasını da ezmeden konuşabilmek…
Çünkü gerçek özsaygı, hem kendine hem karşındakine insan olduğu için değer verebilmektir.