ZİL ÇALIYOR

Yayınlama: 12.09.2026
A+
A-

14 Eylül itibarıyla 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlıyor. Yaklaşık üç aylık bir tatilin ardından milyonlarca öğrenci yeniden sıralarına, öğretmenler sınıflarına dönüyor. Evlerde ise yeniden okul telaşı, sabah koşturmacası ve “Hadi, geç kalıyoruz!” sesleri başlayacak.
Ben okulun açılmasını biraz da düzenin geri dönmesi olarak görüyorum.
Yaz tatili güzeldir; çocukların dinlenmeye, eğlenmeye, biraz kuralsız yaşamaya da ihtiyaçları vardır. Ancak tatil uzadıkça uyku saatleri değişiyor, telefon ve tabletle geçirilen süre artıyor, günlük rutinler ister istemez bozuluyor. Okulların açılmasıyla birlikte yatma-kalkma saatlerinden yemek düzenine, ders çalışma alışkanlıklarından ekran kullanımına kadar hayat yeniden belli bir düzene giriyor.
Tabii okul heyecanının bir de ekonomik tarafı var.
Çantalar, defterler, kalemler, kıyafetler, ayakkabılar derken aileler bugünlerde ciddi bir bütçe ayırmak zorunda. Ekonomik şartların zorlayıcı olduğu bir dönemde pek çok anne baba belki kendi ihtiyacını erteliyor ama çocuğunu okula eksiksiz gönderebilmek için elinden geleni yapıyor. Çünkü söz konusu çocuk olduğunda anne babalar çoğu zaman önce kendilerinden vazgeçiyor.
Yeni eğitim öğretim yılı aynı zamanda Millî Eğitim Bakanlığının okullarda uygulanmasını istediği yeni kurallarla da başlıyor.
Bunların içerisinde özellikle dikkatimi çeken bazı başlıklar var.
Bunlardan biri okul kılık kıyafeti. Bana göre uygulanması gereken bir düzenleme. Okul yalnızca ders öğrenilen değil, aynı zamanda disiplinin, aidiyetin ve birlikte yaşama kültürünün kazanıldığı bir yer. Belirli bir kıyafet düzeninin bulunmasının öğrenciler arasındaki ekonomik farklılıkların görünürlüğünü azaltması açısından da önemli olduğunu düşünüyorum.
Bir diğer önemli konu cep telefonu kullanımı.
Çocukların hiç olmazsa okulda bulundukları saatler içerisinde telefondan uzak kalmalarını son derece kıymetli buluyorum. Elbette aileler telefonu çocuklarıyla haberleşebilmenin bir aracı olarak görüyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki çocuklarımız telefonu yalnızca “Anne, okuldan çıktım.” demek için kullanmıyor. Sosyal medya, oyunlar, videolar ve mesajlaşmalar derken telefon artık çocukların dikkatini en fazla dağıtan araçlardan biri hâline geldi. Belki de okul, onların birkaç saatliğine de olsa ekrandan uzaklaşıp arkadaşlarıyla yüz yüze iletişim kurabilecekleri nadir alanlardan biri olmalı.
Velilerin okula girişlerinin belirli bir düzene bağlanmasını da doğru buluyorum.
Okul, herkesin elini kolunu sallayarak girip çıkabileceği bir yer olmamalı. Orası öğretmenlerin çalışma, öğrencilerin ise eğitim alanıdır. Üstelik öğrencilerin ve öğretmenlerin de kendilerine ait bir mahremiyet alanı olması gerektiğini düşünüyorum. Teneffüste koridorda sürekli velilerle karşılaşılması ne öğrenci açısından ne de öğretmen açısından sağlıklı bir ortam oluşturur. Veli elbette okulun önemli bir paydaşıdır; fakat veli-okul iletişiminin de belirli kurallar ve saatler içerisinde yürütülmesi gerekir.
Öğretmenlerin kılık kıyafeti konusundaki düzenlemeyi de önemli buluyorum.
Aslında keşke böyle bir kural koymaya ihtiyaç duyulmasaydı. Çünkü bir eğitimcinin öğrencisinin karşısına çıkarken temsil ettiği mesleğin ağırlığına uygun davranması gerektiğini zaten bilmesi beklenir. Öğretmen yalnızca anlattığı dersle değil; konuşmasıyla, davranışıyla, duruşuyla ve görünümüyle de öğrencisine örnek olur. Yine de bu konuda ortak bir ölçünün belirlenmesini olumlu buluyorum.
Ancak bütün bu düzenlemeler içerisinde eleştirdiğim bir nokta var: kaynak kitap önerilmemesi meselesi.
Burada gerçekten durup düşünmek gerekiyor.
Bugünkü sınav sistemimizde öğrenciler yalnızca konuyu bilmekle başarılı olabiliyor mu? Özellikle merkezi sınavlarda farklı soru kalıplarını görmek, bol soru çözmek ve çeşitli kaynaklardan pratik yapmak neredeyse bir zorunluluk hâline gelmişken öğretmenlerin öğrenciye kaynak konusunda yol gösterememesi ne kadar doğru?
Daha açık soralım:
Bugün öğrencilere ücretsiz dağıtılan ders kitapları, onları karşılaşacakları sınavlara hazırlamak için gerçekten tek başına yeterli mi?
Eğer yeterliyse sorun yok. Fakat yeterli değilse, kaynak önerisini tamamen ortadan kaldırmak yerine bunun ticari baskıya dönüşmesini engelleyecek bir sistem kurulması daha doğru olmaz mı? Bana göre üzerinde yeniden düşünülmesi gereken nokta tam olarak burası.
Bunun dışında yeni dönemde uygulanacak düzenlemelerin büyük bölümünün okullardaki disiplini, güvenliği ve eğitim ortamını olumlu yönde etkileyeceği kanaatindeyim.
Geçtiğimiz 2025-2026 eğitim öğretim yılında okullarımızda hepimizi üzen, düşündüren ve zaman zaman “Okullarımızda neler oluyor?” dedirten olaylara şahit olduk. Yeni dönemde benzer olayların yaşanmamasını; öğrencinin öğretmenine, öğretmenin öğrencisine, velinin okula ve herkesin birbirine saygı duyduğu bir eğitim ortamının güçlenmesini diliyorum.
Çünkü eğitim yalnızca matematik, Türkçe, fen ya da tarih öğretmek değildir.
Eğitim; sınır bilmeyi, saygı duymayı, sorumluluk almayı ve birlikte yaşamayı da öğretmektir.
Şimdi yeniden zil çalıyor…
Çantalar hazır, defterler yeni, kalemler açılmış. Kimi öğrenci heyecanlı, kimi tatilin bitmesine üzgün, kimi anne baba ise okul kapısında çocuğundan daha heyecanlı.
Dilerim bu zil yalnızca derslerin başlangıcını değil; daha güvenli, daha saygılı, daha huzurlu ve gerçekten eğitimin konuşulduğu bir yılın başlangıcını haber verir.
Tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize sağlıklı, huzurlu ve başarılarla dolu bir 2026-2027 eğitim öğretim yılı diliyorum.
Zil çalıyor… Dersimiz yalnızca müfredat değil, hayat.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.