Pandora’nın kutusu açıldığında dünyaya yayılan kötülüklerin ardından içeride tek bir şey kalmıştı: umut. Ama o umut gerçekten bir teselli miydi, yoksa insanın katlanabilmesi için bırakılmış ince bir yanılsama mı? Jean-Léon Gérôme’un Kuyudan Çıkan Gerçek tablosuna baktığımda, çıplak ve öfkeli hakikatin kuyudan fırlayışını görürüm. Hakikat çıplaktır; incitir. Üzerine bir örtü giydirilmezse yakar. Belki de umut, o örtüdür. Kuyuda kalan gerçeğin elbisesini giyer ve bize dayanma gücü verir. Ama o elbise bazen gerçeği gizleyen bir yalanın kumaşına dönüşür.
Yaşamak romanında Fu Gui’nin hayatı, tam da bu gerilim hattında ilerler. Savaş, yoksulluk, kayıplar… Her şey elinden alınır. Fakat o yine de yaşamaya devam eder. Burada umut, romantik bir ışık değildir; daha çok alışkanlık gibi, refleks gibi bir şeydir. Yaşamak zorunda olmanın verdiği kör bir devam ediştir. Sanki “durmak yok, yola devam” diye programlanmış bir varoluş. Bu noktada umut, hakikati gizleyen bir teselli değil; hakikatin ağırlığı altında ezilmemek için takılan bir maske olur.
İslam düşüncesinde insanın “korku ile ümit arasında” yaşaması gerektiği söylenir. Ne bütünüyle umuda kapılıp gevşemek, ne de bütünüyle korkuya teslim olup kararmak… Bu denge hâli, insanı diri tutar. Çünkü mutlak umut insanı körleştirir; mutlak korku ise felç eder. Fu Gui’nin yaşama tutunuşu da böyle bir aralıktadır aslında. O, büyük bir iyimser değildir. Ama tamamen umutsuz da değildir. Daha doğrusu, umutsuzluğa vakti yoktur. Yaşamak bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Aristoteles’in “altın orta” öğretisi burada anlam kazanır. Erdem, iki aşırılık arasında bulunur. Cesaret korkaklıkla atılganlık arasında; cömertlik savurganlıkla cimrilik arasında… Belki umut da aşırı iyimserlikle nihilizm arasında bir yerde olmalıdır. Ne hakikati tamamen örtmeli ne de insanı çıplak gerçek karşısında savunmasız bırakmalıdır. Altın oran, ruhun ayakta kalma matematiğidir.
Fakat hayatın acımasız gerçeği şudur: Bazen altın oran bile yetmez. Bazen insan, gerçeğin çıplaklığına dayanamaz. O zaman umut, kuyuda kalan gerçeğin elbisesini giyer ve bize “devam et” der. İşte tam bu noktada umut, hakikatle flört eden bir yalana benzer. Çünkü yaşamak için bazen gerçeğin tamamını bilmemek gerekir. Ya da bilip de her gün yeniden unutmak…
Fu Gui’nin hikâyesinde umut bir slogan değildir. O, bir direniş biçimi de değildir. Daha çok bir alışkanlık, bir içgüdü, bir zorunluluk hâlidir. İnsan, her şey elinden alındığında bile yaşamaya devam ediyorsa, bu kahramanlık değil; varoluşun inatçılığıdır. “Durmak yok, yola devam” bazen bir motivasyon cümlesi değil, çaresizliğin başka adıdır.
Belki de Pandora’nın kutusunda kalan umut, insanın gerçeğe tamamen teslim olmaması için bırakılmış son siperdi. Ama o siper aynı zamanda hakikatin gecikmesidir. Hakikat kuyudan çıktığında çıplaktır; umut ise ona bir elbise uzatır. O elbise sayesinde yürürüz, konuşuruz, devam ederiz.
Her şey bir yana, hayat çoğu zaman felsefi denge arayışlarından daha serttir. İnsan, korku ile umut arasında ince bir ipte yürürken aslında tek bir şey yapar: yaşar. Ne tam inanarak, ne tam inkâr ederek… Sadece devam ederek.
Ve bazen yaşamak, bütün teorilerin ötesinde, sadece şu cümleye indirgenir:
Durmak yok. Yola devam.
Hüseyin BAY
Not: Bu yazı, her ay Cafe Life’ta gerçekleştirdiğimiz Bir Kitap Bir İnsan etkinliğimizin ikinci buluşmasında, Çinli yazar Yu Hua’nın ‘’Yaşamak’’ adlı romanı üzerine yaptığımız tahlilin ardından kaleme alınmıştır. Moderatörlüğünü üstlendiğim etkinlik oldukça verimli geçti. Katılan tüm arkadaşlara ve dile getirdikleri görüşlerle yazının ortaya çıkmasına katkı sunan herkese teşekkür ederim. Bu metni gazetedeki köşeme taşımayı bir borç bildim.
Teşekkürler.
Tebrikler hocam
Harika bir kitaptır etkilenmemek elde değil..ek olarak şunu yazabilirim.Bu kitap bize “Neden yaşıyoruz?” sorusunu sordurtmaz; aksine “Nasıl dayanıyoruz?” sorusunun cevabını verir.kitabin içindeki ökuz metaforu var..oraya dikkatinizi çekmek isterim.Gençliğinde hoyrat ve sabırsız olan Fugui, hikayenin sonunda bir öküz kadar sabırlı ve dayanıklı hale gelir.ayrica bu öküz yaşayan bir mezar taşı gibidir fuguiye göre..Etkilenmemek elde degil