“Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum…” der Cahit Zarifoğlu.
Bir insan, incitmemek için kendinden ne kadar vazgeçebilir? Ne kadar susabilir, ne kadar görmezden gelebilir, ne kadar “olsun” diyebilir? İnce düşünen insan; herkesin kırılmasın diye eğildiği, ama kimsenin onun ne kadar kırıldığını fark etmediği insandır.
“İnce düşünen incinir…” Çünkü ince düşünmek çoğu zaman tercih değil, bir ruh mülküdür. Bu bir erdemdir derler ama kimse söylemez: Bu erdemin bedeli ağırdır. Çünkü ince düşünen, karşısındakinin bir sözüne kırılmamayı değil, o sözü hiç söylememesi için kendini yormayı seçer.
Ve bir gün gelir; o incitmemek için kendini parçalayan insan, en çok incitilen olur. Üstelik sadece kırılmakla kalmaz, bir de üstüne nankörlük görür. Yaptıkların görünmez olur, verdiklerin “zaten yapması gerekendi”ye dönüşür. Fedakârlığın sıradanlaşır, değerin azalır. İşte en çok burada tükenir insan. Kırılmaktan değil, kıymet bilinmemesinden.
İnsan bir noktadan sonra şunu düşünmeye başlar: “Kıymetsiz diye, ince düşünmekten vaz mı geçeceğiz? Üslubumuzu bozup onlar gibi mi olacağız?” Belki de en zor olan burasıdır; iyiliği kaybetmeden, iyiliğin değer görmediği bir dünyada kalabilmek. İyi insan olmak zordur. Kötülük bir anlıktır ama iyilik sabır ister, emek ister, yürek ister.
Bu çağda iyi insan olmak, çoğu zaman kaybetmek gibidir. Değerler küçülmüş, incelik zayıflık sanılmış, vicdan ise yük gibi görülmüştür. Ama yine de ince düşünen insan kaybetmez aslında. Sadece yanlış insanların içinde doğru kalmaya çalışırken yorulur. Ve belki de en büyük gerçek şudur: İnce düşünen incinir ama inciten kadar küçülmez.
Sibel ŞENOCAK
Yazınız şu zamandaki insanların yaptığına o kadar uyumlu ki…Aynı ben dedim okurken gerçekten..İnsanlar iyi olmayı unutmuş gerçekten…Kötü insannlar yüzünden bizler inciliyoruz …kalemizin daim yolunuz açık olsn
Cok teşekkür ederim iyi dilekleriniz için.