Sen Yunus Emre’yi Çiçeğe Derdini Dökmek Zorunda Bırakan Dünya Değil misin?

Yayınlama: 23.03.2026
A+
A-

Bazı insanlar susmaz…
Susturulur.
Bazı dertler anlatılmaz…
Anlatılamaz.
Ve bazı kalpler vardır ki, konuşacak insan bulamayınca çiçeklere yönelir.
Tıpkı Yunus Emre gibi…
Çünkü insan, her zaman derdini insana anlatamaz.
Bazen dilin varır ama ortamın yoktur.
Bazen ortamın vardır ama anlayan yoktur.
Bazen de hem dilin hem insanın vardır… ama yargı çoktur.
İşte o an, insan susmayı öğrenir.
Ama bu bir kabulleniş değil…
Bu, içten içe çürüyen bir yalnızlıktır.
Bugün etrafımıza bakıyoruz…
Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor.
Dertler yarışıyor, insanlar değil.
Kim daha yorgun, kim daha kırgın…
Ama kimse kimsenin omzuna gerçekten dokunmuyor.
Sosyal medyada yüzlerce kelime,
Gerçek hayatta tek bir “anlıyorum” etmiyor.
İnsanlar artık derdini anlatmıyor…
Çünkü anlatınca küçümseniyor.
Anlatınca “abartıyorsun” deniyor.
Anlatınca zayıf görülüyor.
Ve bir süre sonra…
İnsan kendi derdini bile inkâr etmeye başlıyor.
“Geçer.” diyor.
“Büyütülecek bir şey değil.” diyor.
“Ben iyiyim.” diyor.
Oysa değil.
İnsanlar artık yalnız kalmamak için insanlara değil,
evcil hayvanlara yöneliyor.
Bu bir hayvan sevgisinden öte…
insanda bulamadığı huzuru başka bir canlıda arama çabası.
Çünkü hayvan yargılamaz.
Bölmez.
Kıyaslamaz.
Dinler gibi yapmaz… gerçekten “vardır”.
Ama insan?
İşte burada devreye o “ene” giriyor…
“Benim derdim, benim hayatım, benim uğraşlarım…”
Eskiden insan kendini övemezdi,
ayıp sayılırdı.
Şimdi ise dünya bir yana, biz bir yana…
Böyle bir yerde kim kimi dinlesin?
Dinlese bile neden anlamaya çalışsın?
Ne gerek var…
Allah muhafaza…
Birine gerçekten kulak veririz de,
derdiyle dertleniriz de,
insanlık adına küçük bir adım atmış oluruz!
Ne büyük tehlike, değil mi?
O yüzden en kolayı seçtik:
Duyarsızlaşmak.
Çünkü hissetmek yük…
anlamak sorumluluk…
yardım etmek ise fedakârlık ister.
Biz ise yük almak yerine yük olmamayı,
sorumluluk almak yerine görmezden gelmeyi,
fedakârlık yapmak yerine susmayı seçtik.
Ve sonra dönüp diyoruz ki:
“Kimse kimseyi anlamıyor.”
Aslında en büyük yalnızlık,
kimsenin olmaması değil…
anlaşılamamaktır.
Yunus Emre’nin çiçeğe derdini anlatması bir romantizm değil,
bir mecburiyetti.
Çünkü çiçek yargılamaz.
Çiçek susturmaz.
Çiçek yarım bırakmaz.
İnsan ise…
dinler gibi yapar,
anlar gibi susar,
ama en çok da eksiltir.
Belki de bu yüzden bugün herkes biraz Yunus…
Ama kimse çiçek kadar saf değil.
İçimiz dolu…
Sözlerimiz yarım…
Kalbimiz kalabalık ama ruhumuz yalnız.
Ve biz hâlâ soramıyoruz kendimize:
Biz ne zaman bu kadar bencilleştik?
Ne zaman “ene”yi büyütüp insanlığı küçülttük?
Ne zaman bir insanı, bir çiçekten daha az güvenilir hale getirdik?
Çünkü gerçek şu ki…
Bir insan derdini çiçeğe anlatıyorsa,
orada bir eksiklik vardır.
O eksiklik…
sadece insan değil…
insanlıktır.

Sibel Şenocak

Bir Yorum Yazın

Yorumu Cevapla [ Yoruma cevap yazmaktan vazgeç ]

Ziyaretçi Yorumları - 3 Yorum
  1. Ceyhan dedi ki:

    Harika bir yazı, güncel halimizi anlatmışsınız emeğinize sağlık

  2. selahattin coskun dedi ki:

    Elinize emeğinize ve yüreğinize sağlık Sibel hanım. 👍👏👏👏🙋🌹🇹🇷

  3. hüseyin BAY dedi ki:

    Şimdiki çiçekler de yapay! Peki biz ne yapalım?
    Sordum ChatGBT’ye senin ruhun var mıdır?
    Dedi ki; ”Yoh yoh”.
    Bu da fazla mı postmodern oldu?!!
    Ya da post-truth mu demeliydim?!!
    Her neyse! ”Her şey karıştı; değil mi?!!